15 Ocak 2009Kadın Terketmiyor

AŞKIN ömrünün üç yıl olduğunu…

Erkeğin Mars’tan, kadının Venüs’ten geldiğini…

Aldatma hadisesinin, erkeğe, doğanın bir lütfu olduğunu…

Kadınların da körle yata yata şaşı kalktığını…

Bunları iyice anladık öğrendik de, ilişkiyi kadın mı bitiriyor erkek mi daha ziyade?

Yüzde olarak hangisi önde?

Uykuda bile araştırmadan duramayanların bu hususta bir çalışmaları oldu da ben mi atladım acaba?

Misal, “Erkekler daha çok terk ediyor” diye bir cümle hatırlamıyorum.

Fakat benim yapmış olduğum araştırma neticesinde bu cümle çok rahat kurulabilir.

Hatta, “Sadece erkekler terk ediyor” bile diyebiliriz.

Bilmiyorum… Yanlışsa da araştırmalarımın yalancısıyım.

“Sevgilimi/kocamı/karımı geri döndür” diye büyücülerin kapısını aşındıranlar arasında kaç erkek vardır sorarım size?

Ya da “Bak bakalım dönecek mi?” diye akşama kadar önüne gelene kahve falı baktıran kaç erkek duydunuz?

Mahkemelere bir sorun… “Boşanmamakta direnenlerin ne kadarı erkek, ne kadarı kadındır?”

* * *

Yeni yetmelerin ilişkilerine bakmayın siz. O ilişkilerde kızların her biri birer kelebek misali. Kadınların ilişkiye zamkla yapışması durumu biraz daha ileri yaşlarda başlıyor.

Ve bitmiyor.

Halimiz “Ölmek var dönmek yok” şeklinde özetlenebilir.

İlişki yürümez, hatta kanserleşir… Kadın terk etmez!

Erkek aldatır… Kadın terk etmez!

Aslında erkekten hiç hoşnut değildir… Yine terk etmez!

Dayak yer, hakarete uğrar… Terk etmez!

Erkek açık açık “Bitti” der… Kadın terk etmez!

Nedir bu “sebatkárlığın” sebebi?

Bu bir türlü vazgeçememe…

Bittiğini bir türlü kabul edememe hali nedir?

Ha, “Anadolu kadını”ndan bahsetmiyorum elbet. Onlar konu dışı. Durumları özel onların.

Üç beş istisna dışında hepimiz dövüşmeyi, didişmeyi, kör topal sürdürmeyi tercih ediyoruz.

Erkekler halbuki…

Çoğu zaman ortada, yani görünürde bir şey yokken terk edip gidiyorlar.

Sıkıldıkları için mesela…

Kadın sıkılsa da bekliyor. Neyi beklediği belli değil.

En çok da “özgür kız”lar terk ediliyor. “Al sana özgürlük!” mü diyor erkek, nedir artık…

Bir kuytu meyhanede içip içip meyhaneciye dert yanan erkek, eski Türk filmlerinde kaldı. Şimdi meyhanelerde kadın kadına kafayı çeken gruplar var. Bakın bir, içlerinden en az ikisi o sıralar terk edilmiştir, onun muhasebesi yapılıyordur mutlaka.

* * *

Kadında adaptasyon sorunu mu vardır nedir… Ayrılığa adapte olamıyor. Veya yeni birine.

Ya da “bıçağın kemiğe dayanması” eşiği yüksek kadının.

Her neyse… Kadın terk etmiyor. Ve de “terk edilemiyor”.

Fakat kabahat yine erkekte. İçlerinden “adam gibi adam” çıkarmakta hasis davrandıklarından, kadın yenisinin nasıl olacağını az çok tahmin ediyor, elindekiyle idare etmenin yollarını arıyor.

Ölmeyi Aşk mı Sandın?

Ey maviler giyen kadın,
Dudaklarımız birleşti diye,
Öpüşmeyi aşkmı sandın sen.

Rüzgarlı bir eylül akşamında,
Sımsıkı sarılmayı terleyene dek,
Sıcak bir sohbeti, bir bakışı,
Masum bir tebessümü aşkmı sandın sen.

Ey gözleri maviye boyanmış kadın,
Ey gökyüzünü gözlerine benzettiğim,
Ey gözlerine dünyaları değişmediğim,
Sen aşkı ne sandın ey güzel kadın.

Yüreğin parça parça bölünmesi,
Gündüzü nefretin silip süpürmesi,
Yalnızlığın hergün kapında yatması,
Sırtında ihanet hançerini hissetmek nasıldır bilir misin?

Aşk yalnızlıktır güzel kadın,
Yalnızsan aşıksın, ölümüne seviyorsun,
Sebebi oluyor yalnızlık düşlerin,
Hergün daha da büyüyor sevgin.

Ey güzel kadın,
Seviyorum demekle bitmiyor,
Acılarla yoğrulmalısın,
Kan ağlamalı yüreğin,
Ölmek nedir ki,
Ölmeyi aşk mı sandın sen…

Neydi içimdeki karanlığın adı? Her zaman içimde bir yerlerde siz görmeseniz de… İçim kararıyor… Özenle yaptığım tek şey sonumu hazırlamak…

İçimdeki karanlığı büyütüyorum herkesten gizleyerek… Uzaklaşsanız da benden, dokunmasanız da içimdeki karanlığa anlamalısınız beni, içimdekileri. Karanlık… Gittikçe büyüyorlar içimde ve ben dur diyemeyecek kadar yorgunum onlara… Katlanamıyorum size anlamıyor musunuz? Hiçbir şey sandığınız kadar kolay değil hem de hiçbir şey…

Açtığınız boşluğu saklamak için kendimden, daha büyüğünü yaratıyorum içimde… Ne alaycı biriyim aslında nede acımasız… Sadece anlıyorum çoğu şeyi hatta sizin anlamadıklarınızı bile… Bu yüzden belki de yaptıklarım, yapacaklarım

Her şeyin kurtuluşu açık aslında… Kimse yokken uçmak… Her şeyin sonu hayatın, acının, benim… Karanlık beni çağırıyor içine… Tutunacak dallarımı çoktan kırdınız… Gidiyorum… Gökyüzünde her şey farklı… Her şeyin sonu geliyor benimde…

Neydi içimdeki karanlığın adı? Ölüm mü? …

15 Ocak 2009Sensizlik şiir

En acı yalnızlık, senin verdiğin yalnızlık oluyor.sen yokken birşey düğümleniyor boğazıma,yutkunamıyorum.nefes alamıyorum,sıkışıyor kalbim.bulunduğum yerde yığılıp kalacakmışım ve birdaha hiç kalkamayacakmışım gibi geliyor bana.

Oysa senden öncede yalnız kaldı bu yürek.gidenlerin bıraktığı tortuyu taşımayı bildi.bir tek sen böyle çaresiz bırakıyorsun beni.bir tek sen yokluğunla beni ölüme taşıyorsun.

Ama elini uzattığında değişiyor herşey. Yokluğunun dilimde bıraktığıo acı tat, kalbimdeki o ağrı,yüzümdeki o üzgün tavır kayboluyor. yüreğim deli bir ırmak gibi çağlamaya başlıyor.hiç bitmeyene bir çoşkunun içinde buluyorum kendimi. bakşa hiç bir duygu sana yakın olmanın,seninle olmanın verdiği hazzı vermiyor bana.

Gördüğümde seni titriyorum.bir yaprak gibi sallanmaya başlıyorum.saklayamıyoum güşülerimi.sevinç duygusu yüzümden bütün hücrelerime yayılıyor.”ne güzel” diyorum..”yaşamak ne güzel”…

Gerçektende öyle… seninleyken hiçbirşeyden korkmuyorum.her zorluğu yenebilecek gücü sen veriyorsun bana…yetersiz kalıyorum,bu aşkı anlatacak kelime bulamıyorum. Yaptığım herşeyde,gittiğim heryerde sen de oluyorsun…. yinede seni sana şikayet etmekten başka çarem yok. zamansız gidişlerin felç ediyor ben,yapma… böylesine severken seni,yokluğunun acısına dayanmak kolay olmuyor.hani sen varken tıkır tıkır işleyen zaman, yokluğunda duruyor.ne geceler geçiyor, ne gündüz…. ne içtiğim suyun tadı var,ne yediğim yemeğin.

Sitemimdir,doğru. Yokluğunun bu kadar dayanılmaz olduğunu söylemeyip de saklasam kime faydası olacak? Bunu anlatabilirmiyim ki sana ?

Gitme yar, sensizliğin o korkunç girdabında tek başıma bırakma beni.seni yaşamak istiyorum, seni ve senden başka kimse kandırmayacak beni…

15 Ocak 2009İNTERNET AŞKLARI

Günümüzün iletişim araçlarının başında gelir internet hepimizin bildiği gibi. Teknolojinin son perdesidir, hemen hemen günümüzün herşeyi diyebiliriz. Dünya parmaklarınızın arasındadır. Tek bir tuşla istediğiniz tüm bilgilere akıllara zarar bir şekilde kavuşuverirsiniz. Aynı zamanda eğlencenin sohbetin adı da, internet olmuştur. Günümüzde kısa değimi ile “chat”.

Kendini yalnız hissedenler, farklı insanlarla konuşma arzusunda olanlar, hatta ve hattaa kendilerine sırf kendi egolarının tatmini için kurban arayanlar oturuverir PC nin başına, Kendine uygun bir site bulur ve yazmaya başlar. Bu arada birde MSN denilen adresi unutmayalım. Olmazsa olmazıdır sohbetlerin. Kendisine en az bir en fazla canının istediği kadar msn adresi de aldığında sohbet için herşey hazırdır.

Konuşmaların başlangıcı; slm, nbr. nrd, asl pls gibi.Bizim bir zamanlar birinin hatırını sormak için uzun uzun kullandığımız kelimelerin kısaltmaları ile olur.Burada bir parantez açmak istiyorum; Bu konuşma tarzı öyle bir hal alır ki bazı arkadaşlarda günlük yaşantılarına da yansıtmaya başlarlar.Özellikle gencecik beyinler gittikleri yerlere taşırlar bu tür konuşmaları.Bakkal dan bir şey alacak “slm bakkal amca, nbr” falan .Bakkal bön bön bakar, ne diyor bu çocuk diye bir nevi sanalı gerçek hayata taşıma kültürü diyip parantezi kapatalım.

Sohbetler ilerledikçe insan birbirlerine ısınmaya başladıkça birbirlerini görme ihtiyacı duyarlar. Burada araya internetten resimler veya webcamlar girer, birer kurtarıcı gibi. Eğer amacınız doğru dürüst bir arkadaşlıksa sorun yok ama amaç kendi egolarının tatmini ise işte o zaman işin rengi değişmeye başlar. Bu kişinin erkek veya kadın olması önemli değildir. Her iki cins de birbirlerinden birşeyler koparmak amacı ile başlarlar, yalanlar söylemeye.

Artık internet onlar için sadece ve sadece egolarının tatmin yeridir. Kimbilir belki de günlük hayatlarında içlerine gömdükleri tüm hayvani duygularını açığa çıkarmak için bir fırsattır sürekli bastırdıkları dürtülerinin açığa çıkmış olduğu bir arena av belli değil avcı belli değil. İnsan olduklarını unutup sadece sanal kelimesinin ardına sığınıp tüm insan olmaktan mahsun duygularını akıtıverirler. İşin garip yani bundan da haz alırlar. Ne diyelim, ALLAH yardımcıları olsun.

İnsanca duygularını kaybetmemiş insanlarda kullanırlar interneti. Aşkları da, sevgileri de, düşündükleri de, yaşadıkları, da gerçek hayatta neyse sanal âlemde de odur. Sohbetleri ilerledikçe karşındaki insanlara insani duygular beslemeye başlarlar. Yürekleri kıpır kıpır olur. Önceleri sanal da olsa sonrasında yüreklerine gerçek aşkları ekmeye başlarlar. Hayatlarının vazgeçilmezi olur sanalda konuştuğu. İnsanlar öylesine sevmeye başlarlar ki tüm düşünceleri tüm benlikleri yoğunlaşmış olur o sanal olan kişiye.

Şimdi size yaşanmış bir sanal aşk hikâyesi

Esas oğlan ile esas kadın farklı şehirlerde yaşamlarını sürdüren her ikisi de evli ve çocuk sahibi iki şahsiyet.

Önce esas oğlanı tanıyalım; işlerinde başarılı kariyer sahibi inançlı adam gibi adam tiplemelerinden bir şahsiyet. Yaşadığı hayattan çok fazla zevk almasa da problemli olsa da çevresindekilere sahip çıkan bir kişilik

Esas kadın; çevresi ile uyumlu biraz daha free yaşayan bir nevi burjuva tiplemesi. O gününe kadar ekmek elden su gölden her istediği yerine gelmiş, hayatı dolu dolu yaşayan sorumluluk sahibi olmayan bir kişilik.

Bizim kahramanlarımızın yolları bir gün internette kesişiverir. Malum kelimelerle başlar sohbet. Selam nasılsın, nerden, ne işle meşgulsün diye
Sonrasında yazılanlardan etkilenirler. Esas oğlan biraz daha duygusal olduğundan daha duygu yüklü şeyler yazar, sonrasında herşeyim, aşkım, kadınım diyeceği esas kadına yüreğini akıtır. Sebebini bile bilmeden ve karşılığını da alır. Artık buluşma zamanları gelmiştir. Her iki tarafta evli olduğu için yalanlar söylenecektir ailelere. Söylenirde ve buluşma gerçekleşir.
Zaman durmuştur. Her iki taraf içinde mekân yoktur artık. Bedenler sadece araç olmuştur.
Sevgileri sevişir, gözleri sevişir, yürekleri sevişir, duyguları sevişir, onlar sanki bir bulutun üstünde seyrederler kendilerini. Herşey yaşanasıdır yani.
İlerleyen zamanlarda ayrılık tıpkı rüzgârın orman yangınlarını körüklediği gibi aşklarını körükler.

Bu aralarda esas oğlan sürekli yaptığını sorgulamaya başlar. Etik olarak hiç doğru bir şey değildir. Ama içindeki aşka bir türlü gem vuramaz. Artık herşeyi olmuştur esas kadın. Onun için herşeye değerdi. Esas kızın kızı bir gün bir kaza geçirir. Esas oğlan kahrolur, arabasını satar, gerekli masrafları karşılamak için ve kendi hayatında herşey kötü ye gitmeye başlar işleri yolundan çıkmıştır artık ama olsun der, değer aşkım için.

Bir gün hayatının yanlışını yapar. Alyanslar takılmıştır parmaklara ve o gün eşim der seni biliyor. Bu belki de hayatının yanlışı olmuştur. Oysa ki o zamana kadar hiç yalan söylememiştir. Kafasındaki düşünce nasılsa Aşkım benim olacak ilerleyen zaman bu yalanın ne önemli vardır ki?

Çünkü o aşkına sadık kalıyordu gözü ondan başka bir şey görmüyordu. Onu tek mutlu eden şey aşkı ile sohbet etmek sesini duymak ve fırsat buldukça beraber olmaktır. Tüm toplumsal değerleri bir kenara bırakmıştır.

Artık birbirlerine evlilik vaadleri vermeye başlamışlardır

Günlerden bir gün esas kadın esas oğlanın eşine telefon eder. Amacı esas oğlanı bir konuda korumaktır ama eşini bilmediğini öğrenince kıyametler kopar. veeeeeeeeee

Hikâyemiz buraya kadar bundan sonrasının devamını siz kafanızda yorumlayıp bana gönderin bakalım neler çıkacak…


www.Esesli.com | Eskisehir Chat | eskisehir spor | Eskisehir Sohbet | sesli cet